22 Temmuz 2016 Cuma

AKP'Lİ BİR GENCİN GÖZÜNDEN BİR YAZI,

" Bana Hiç Güvenmeyin "
18 Temmuz 2016
Sayın Cumhurbaşkanımız, ilçemizin Belediye Başkanı, camimizin çok değerli imamı ve devletin farklı kademeleriyle günlerdir temas halindeyim. Telefonumdaki SMS sayısı şu anda on sekiz. Yani nasıl söyleyeceğimi de bilemiyorum ama beyler silahlı darbeleri bastırma konusunda lütfen bana çok fazla güvenmeyin. Bak sokağa çık derseniz çıkarım, slogan falan atarım, çok iyi halay da çekerim ama şurada biz bizeyken yalan söyletmeyim oğlum, eli silahlı adama ben müdahale edemem. Ben askerliğimi bandoda yapmış bir askerim, ne anlarım oğlum silahlı mücadeleden, on sekiz tane SMS atılır mı lan hayatında silah tutmamış insana? Televizyondan bakıyorum bütün milletvekilleri sığınağa inmiş, başbakanın yeri bile belli değil, herkes kendini garantiye almış, telefondan halk sokağa davet ediliyor. Oğlum siz insenize önce bir sokağa, oradan çağırsanıza lan bizi yanınıza. Bak problemli karı kocalar gibi eski defterleri açmak istemiyorum ama sizin günahınız bizden on kat fazla lan. FETÖ’nün darbeci subaylarını biz mi getirdik ordunun başına, hepsini biz mi general yaptık oğlum, bütün sorumlular evinde otururken niye bana “Dışarı Çık” diye SMS atılıyor, sizin canınız tatlı da bizimki değil mi lan? Ben kendimi bildim bileli FETÖ’ye de size de saydırıyorum, askeri darbelere de karşı çıkıyorum, başka konularda olmasa da bu konuda cillop gibi lan sicilim. Şimdi yakaladığınız darbe çetesini bir sorgulayın bakalım, ne zaman atanmışlar, kimler bunları bu görevlere getirmiş? Evinize en yakın arkadaşınızı almışsınız, yedirmiş, içirmiş, yatırmışsınız o da sizin karıyı ayartmış gibi bir durum var oğlum ortada. Ben niye karışayım lan aile içi meseleye, ben ne bileyim yarın barışmayacağınızı, benim ailedeki durumlardan haberim mi var oğlum, bizi paketleyip üvey evlat diye camiye bıraktınız ya lan bundan seneler önce.
Televizyondan bakıyorum köprüde taş çatlasın otuz, kırk tane asker var. TRT’de on, CNN’de yedi, Kanal D’de yedi asker. Yani küçümsediğim için değil ama öyle yardım istenecek aman aman bir durum yok lan. Sizin polisiniz yok mu oğlum, niye beni çağırıyorsunuz köprüye? Bu ülkede otuz değil, üç yüz değil, üç bin kişiyi bile on beş dakikada dağıtıyor lan polis. Gazı var, TOMA’sı var, tüfeği var, helikopteri var. İki ay temel eğitim almış, ne yaptığından haberi olmadan sağa sola bakan otuz tane gariban askerle İstanbul’un otuz binden fazla polisi başa çıkamaz mı arkadaş? Sabaha kadar bir tane polis bile köprüye müdahale etmiyor, ben gidip nasıl olaya el koyayım lan? Diyeceksin ki askerler silahlı. Doğru da asıl silahlı kişilere polis müdahale etmez mi, elinde silah olan adama vatandaş nasıl müdahale etsin, ben ne anlarım oğlum silahlı mücadeleden? Sabaha kadar SMS geliyor, imam efendi sürekli beni sokağa davet ediyor, tüm mahallenin gözü üzerimde. Balkonda telefonla konuşuyormuş gibi yapıyorum, aceleyle içeri girip tekrar çıkıyorum, sırf dışarıdan görüp de işi var sansınlar diye her türlü numarayı deniyorum ama gene de kar etmiyor, hop yeni SMS geliyor. Kaç tane filmde gördüm bu tür silahlı olaylarda polisler vatandaşı uzaklaştırıyor olay yerinden, bizde niye polis uzaktan seyrediyor da evinde oturan vatandaş çağrılıyor müdahaleye?
Hem madem beni darbeyi önlemek için çağırıyorsun teçhizatımı da versene lan önceden? Tankı kürekle mi durduracağım, F-16’ları sapanla mı düşüreceğim? Ver bana omuzdan ateşlenen bir füze, göster neresine basacağımı, yalan yok gene de çıkmam dışarı ama balkondan gönderirim iki tane. Ama böyle sıfır teçhizatla elimi kolumu sallayarak ne yapayım arkadaş ben F-16’lara? Bak ordunun en kahraman, en deneyimli, en korkusuz komutanları rehin alındı lan: Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, Donanma Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı. Ben kesinlikle bir güvenlik zaafı olmadığına eminim ama ordunun başındaki neredeyse bütün komutanlar rehin alınırken ben askerliği bandoda trampet çalarak geçirmiş adam ne yapayım lan darbeye? Yani sırf kendim için de söylemiyorum, bak bu sabah biri ölmüş, camide sela verildi, baktım karşı komşu elektrikli süpürgenin sapıyla çıktı hemen dışarı. Ben durdurmasam, köprüye kadar gidecek öyle. Bakın bu adama sakın güvenmeyin, geçen ay bir kola için bakkala beş lira verip, para üstünü geri alınca “ben elli lira verdiydim” diyerek kavga çıkardı, güvenlik kamerasından çözüldü lan olay, öyle çirkef bir insan. Yarın darbelere karşı halkı silahlandırıyoruz diye bu herife silah verirsen, ilk işi gidip bakkalı soymak olur bu herifin, şimdiden söylüyorum.
Sizden tek bir ricam var, n’olur, kimseye silah vermeyin. Suriye’ye giden silahların durumu ortada, FETÖ çetesine teslim ettiğiniz silahların da ne işe yaradığını Cuma akşamı gördük. Allah rızası için başka kimseye silah dağıtmayın lan. Bu yönünüz eksik oğlum kabul edin, adam seçemiyorsunuz, iyi niyetle de olsa, silah verdiğiniz adam ertesi gün dönüp bizi vuruyor lan.
Bir de Ankara’ya değinmek istiyorum, oradakilerin durumu daha da kötü. Televizyondan seyrediyorum, bir helikopter Ankara semalarında kafaya göre takılıyor, bir Genelkurmayı vuruyor, bir Meclisi vuruyor. Lan oğlum bu ülkenin 300’den fazla savaş uçağı yok mu, hadi Balıkesir’de falanca oldu, Eskişehir filan oldu, bunun Konya’sı, Malatya’sı, Diyarbakır’ı var lan. Ülkenin her yerinde Hava Kuvvetlerinin savaş uçakları var, 2.000 km’nin üstünde hız yapıyor bunlar, Eskişehir’de sorun varsa, Konya’dan 10 dakikada, Malatya’dan 20 dakikada gelip de neden helikopteri indirmiyor bu uçaklar, neden halktan yardım isteniyor lan? Halk ne yapsın oğlum silahlı helikoptere? Siz daha sekiz ay önce angajman kuralları çerçevesinde sınırı iki metre geçti diye Rus uçağını indirmediniz mi? Bu nasıl angajman kuralı lan, sınırı azıcık geçersen indiriliyorsun ama iyicene içeri girip Genelkurmayla Meclise ateş edersen kimse dokunmuyor sana. Diyelim ki komutanlar rehin alındı ama bu ordunun bir B Planı, ikinci bir komuta kademesi yok mu lan? Diyelim darbeciler oraya da sızdı, oğlum güvendiğiniz bir tane komutan, iki tane pilot yok mu lan koskoca orduda? 400 tane savaş uçağı olan ülkede, bir saat boyunca televizyondan bir helikopterin Meclisi bombalaması seyredilir de halktan yardım istenir mi oğlum? Halk olarak ne teçhizatımız, ne helikopter düşürme tecrübemiz var ki bizim, biz yirmi beş kişiyle bir kediyi yarım günde zor indiriyoruz lan tırmandığı bahçe duvarından.
Bugüne kadar bir savcı rehin alınsa hemen yayın yasağı geliyordu, görüntüleri yayınlayan gazetelere de dava açılıyordu. Şimdi bundan bin kat daha tehlikeli bir olay oluyor, bu sefer yayın yasağını bırak bütün kanallar canlı yayında, internet son gaz, camiler avaz avaz, cumhurbaşkanı da kendi ağzıyla diyor ki “Genelkurmay başkanımız rehin alındı, halkımız dışarı çıksın.” Milletvekilleri nerede peki? Onlar sığınakta kahramanca sığınıyorlar.
Buradan tekrar söylüyorum. Bandoda açık varsa çağırın, ot yolma, ağaç dikme, çiçek böcek işleri de uyar, getir götür işlerini de yaparım ama silahlı olaylarda beni aramayın lütfen. Kendi çapımda ufak tefek kahramanlık işleri yapabilirim ama sizin aile içi meselelerde birilerini kurtaracağım diye kendimi siper edemem. Bakın bu bayraklarla ortalıkta gezen çocukların da anaları babaları var oğlum, bunların da canı var. Böyle kahramanlık destanlarıyla bunları kışkırtmayın, sokağa çağırdığınız gibi artık bir zahmet eve de çağırın, insanları bir sakinleştirin lan. Her olayı da kendi çıkarlarınız için kullanmayın oğlum. Sözlerim yanlış anlaşılmasın, ben kahramanlık sevmesem de saygı duyuyorum, bu darbenin en temiz, en güzel insanları bu çağrılara uyup demokrasiye sahip çıkmak için sokağa çıkan halk ve darbecilerin kandırdığı gariban askerlerdir. Gariban askerlerin içinden halka ateş eden veya halkın içine karışıp askerleri linç etmeye çalışan kişiler varsa da azınlıktır. Savaşın, silahın kazananı olmaz, bu kadar ölü varken bayram yapılmaz. Biraz durulun, biraz susun. Bırakın da bari insanlar evlerinde yaslarını tutsun ...

15 Haziran 2016 Çarşamba

Suriye Çocuklarını ve Kadınlarını Öldürme Görevi Bize Verilmiş

Suriye halkı tarihin her döneminde Türkiye halkına diğer Arap halklarından daha modern ve çağdaş bir halk olarak algı oluşmuş bu algı bizi birbirimize daha yakınlaştırmış sıcak ve barış dolu ortak tarihi paylaşmamıza neden olmuştur ama Amerika ve Avrupa ülkeleri olası dünya savaşlarında her zaman Suriye Türkiye savaşını hep ilk 3 e taşımışlar ve su savaşının olacağını söylemiştir oysaki günümüze bakdımızda su savaşı değil Suriye sorununa müdahale etmektedir Suriye toprağına müdahale etmek devletine kolluk kuvvetlerine müdahale etmek aynı zamanda Suriye halkına müdahale etmektir ölen çocuk sayısına 10 binlerce çocuk eklemektir ölen Suriyeli kadınlara 10 binlerce kadın eklemektir reyhanlıya yapılan saldırı halen hafızalardayken olası eylemlere  fırsat vermektir 2000 tarihine kadar dünyadaki hiçbir ülke Türkiye hiçbir savaşa gireceğine inanmıyordu ama son 10 yılda Türkiye savaş ülkesi haline gelmiştir bununda tek sorumlusu AKP hükümetidir savaş Hatay halkını birbirine düşman etmektir reyhanlıya atılan bomba çocuk ve kadınları öldürmüş anneler çocuklarının parçalanan bedenlerini yerlerden kendi eleriyle toplamışlardır Türkiye de yaşayan annelerin sokağa çıkıp dizlerini dövmesi beklenirken anneler umursamaz davranmışlardır bir ülkede anneler ölen çocuklara ağlamayı bırakmışsa bu ülkede her şey bitmiştir Türkiye halkı reyhanlıya gözlerini vicdanını kapatmıştır kendi halkının ölümüne gözlerini kapayan halk Suriye halkının ölümüne sırtını döner mi işte asıl önemli nokta budur

Ölürken Seyrettiğiniz Gençlerden Mektup Var

 Can kaybetmek sanırım unutulan tek değersizleştirilen sonuc bu topraklar tarihimiz boyunca çok gencin can verdiğine şahit oldu.          Aklımızda isimler ve yaptıkları yapmak istedikleri kaldı sürekli kendi içinizde aktif hayatınızda aralarında secimlerinizi yapıp saf tutdunuz. Hatta can veren gençlerden daha fazla kendi aranızda saf tutma kavgası yaptınız onların düşüncelerini onlardan daha iyi temsil edip anlatma telaşınız vardı. Yıllardır tekrar eden bu gelenek inandığınız gençlerin üstüne yeni kaybedilen canlar ekledi ve eski canlarla kendinizi oyalarken yeni canları dahi eski canlarınıza ortak etmek yerine sebeb sonuc ilişkisinin bir deneyi olarak gördünüz ölen her can sizin için siyasi deneyim halini aldı ve hem yorumlamaya daha çok sokakta bağırmaya ve verilen her canda sanki düşüncenize bir adım daha yaklaşmış bir araç haline geldi. Sizler ölmüşlerle çoğalıp ölenlerle saflaşırken kendinizin bu algının neresinde misyonunuzun ne olduğu halini aldınız noktayı görmemek ve anlamamayı yaşam biçimine çevirdiniz. Hiç birinizin amacı final değildi. Sürece saf tutup yeni canların kaybedilmesine zemin hazırlayıp bunun üzerinden tatmin olma hazzıydı. İnsanın kendine işe yaramaz fırsat düşkünü canlar üzerinden maneviyat yarattığını kabül edip söylemesi ne kadar zor değil mi? Bir de asıl komedi birikmiş beleşçi dava insanlarının birbirlerini ezerek,soyutlayarak,dışlayarak kendine siyasi rant sağlaması ve her sorulduğunda bizim mevki ve makam derdimiz yok demesi bunu söyleyenlerin hepsinin siyasi bir makamı ve mevkisi var. İşte bu yüzden söyler, bizde yok diye çünkü zaten hep sahibidir ve olmaya çalışanları da ezer gecer ve bunun adına da demokrasi der ya da onlar kansızdı; canların kanıyla beslenen  kitlelerin kansız insanlarla işi olmaması gayet doğal onları kanı olan ve kanını boşaltacakları canlar lazım. Size söylenecek tek söz var: Siz hepiniz cennetlerinize gidin çünkü cehennem kaybedilen canlar içindir..........                                                                                                                                                                                                                                                           Metin Algül 

GÜÇ CESARET POPİLİZMİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Türkiye gecmişden bugüne tehdit  altında, bu tehditi  görmezden gelende oldu kendi lehine çevirende oldu ,geldimiz nokta popilizim ,türkiye her köşeden pusuya düşüyor vur kaçla davul zurnayla gönderilen askerler tabutla evlerine dönüyor, hükümet çaresiz güçsüz muhalefet partileri bu durumdan sinekten yağ çıkarıyor ,ordunun müdahalesi yetersiz yapması gerekeni yapacak yetkiyi alamıyor hükümet orduyuda halkıda oyalıyor gediktepeden töreristlere bakıyor ,töreristlerde karşıdan onları izliyor küresel dünyada küresel güçlerden izin alamıyor ,hükümet gerekeni yapmak için türkiyenin bağımsızlığı halkın özgürlüğü küresel güçlerin insiyatifine bırakılabilinirmi bu kadar caresiz güçsüz olunabilinirmi, veliefendide at yarışında sonuncu gelen at ,birinci gelen at dan  daha çok yorulur, ve daha çok bitkindir türkiye yi yönetenlerde yorgun ve daha bitkinler ,bizim siyasetin anlaşılmaz bir paranoyası var kendi halkına, işcisine ,askerine, memuruna ,adalet çalışanlarına ,zalim baskıcı, acımasız hakaret eden cezacı ,türkiye dışında yaşayan yabancı  vatandaşlarına demokratik, özgür ,bağışlayıcı, sonsuz hoşgörülü yüzleri güleç ,vatandaş algılamasıda farklı bizim vatandaşımız hükümeten korkuyor güvenlik güçlerinden korkuyor adaletden korkuyor ve bunlara güvenmiyor sağlık güvencesi olmadığı için hastalanıp hipokrat yemini etmiş doktorların eline düşmekten korkuyor ,paronaya halinde kendi ülkesinde mülteci hayatı yaşıyor ,başka ülkenin vatandaşı türkiyeyi cennet görüyor sağlığıda, adaletide, ticaretide, sınırsız özgür yaşıyor bütün kurumların bunlara yüzü gülüyor ,tezatlığa bak bizim vatandaşa surat asıyorlar onlara gülmek için zorluyorlar kendilerini ülkemiz öyle bir girdabın içindeki ,halkımız ülkesini o kadar çok seviyorki herşeyin farkında olmalarına rağmen, bir türk dünyaya bedeldir düşüncesini halen içinde koruyor ,zanediyorlarki biz bu halkı kandırıyoruz,  hani derlerler ya yavuz hırsız ev sahibini bastırır, öyle diğil bizim halkımız kol kırılır yen içinde kalır diyenlerdendir , vatandaş kahvede ,ev sohpetlerinde ülkemizin isterse bu girdaptan çıkabileceğini söylüyor her vatandaşın bir çözüm sonuç önerisi var ,bazıları gerçekten inanılmaz çözümler üretebiliyor halkın çözümleri neden hiçbir zaman bu ülkeyi yönetenlerle uyuşmuyor halkın bilmediği ülkeyi yönetenlerin saklayıp söyleyemediği nedir kacmak saklanmak oyalamak halkla yüzleşmemek sorunlarla boğuşmak halka yabancı olmak nedir ,halkı yönetenler halkı yönetmeye talip olanlar ,halkla yüzleşmeden, kucaklaşmadan hiçbir sorunu cözemezler benim düşüncem budur, bir ülkede hergün cenazeler  varsa halk kendi aralarında ayrıma zorlanılıyorsa ,olaylar karşısında güçler birliği müdahale yapamıyor çaresiz kalıyorsa, o ülkenin fişi çekilmişdir, burda sivil toplum örgütlerine, sendikalara ,halkın özüne hitap eden derneklere ,çok iş düşmektedir halka doğru bilgi vermeliler ,halkı dinlemeliler ,halkla kucaklaşma vaktidir, tek cözümde budur halka şu soruyu sordurmamak gerekir ,ülke emin ellerdemi.

Satıldık Ey Halkım Unutma Bizi

İstanbul Belediyesi’nin kendi bünyesindeki Taşeron Firmasına ait İstanbul Metro Politan “İ.M.P” Firmasına hazırlattığı Marmara Bölgesi 30 yıllık Kalkınma Projesi Marmara’nın İstanbul’dan yönetilen bir Eyalet Projesidir. Kocaeli, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli ‘ ni kapsayan plan tarım, sanayi, hayvancılık, imar, nüfus planlamasıdır.

          Planda Çorlu 600.000, Çerkezköy 461.000, Muratlı 130.000, Merkez 336.000 Hayrabolu 45.000 ,Saray 60.000 , Malkara 60.000 Şarköy 45.000 Marmara Ereğlisi 55.000 Nüfus artışı olacaktır.Mevcut sanayilere yenileri eklenecek çevre katliamları sürecektir.Şimdiden Kirazlıdere, Kumbağ, Uçmakdere, Tekirdağ Atatürk Ormanlığı,Ulaş ta ağaç katliamları devam ediyor. Bunun tek bir adı var..Küreselleşme.
1/100.000 lik planlar Bakanlık tarafından 1/25.000 lik planlar İl Genel Meclisi tarafından kabul edilmektedir.Trakya da yaşayanların haberi yok. Trakya daki siyasetçilerin halktan bunu saklamalarının nedeni ihanet ve hainliğin yarattığı korkaklıktır.Basın,sivil toplum kuruluşları ,dernekler, siyasi partiler, odalar,kurumlar sessiz kalmakla yetinmeyip korkakça saklanıyorlar.Tarih sadece imza atanları hain olarak yazmaz göz yumanları görmezden gelenleri de suçlar.Teneke siyasetçiler birbirlerinin adamı ve emir erleri olduğu sürece buna dur demekde zorlanmaktadır. Etrafınızdaki’’ Ben bu partinin başkanıyım diyen yada şu partinin yöneticisiyim ‘’ diyenlere sorun bakalım bu plan hakında ne diyecekler, ne anlatacaklar. Bunların ünlü roman karakteri Arsen Lüpen den ne farkı var.
          Trakya’ da milletvekilleri yok mu? Trakya satılıyor sesleri çıkmıyor .Onlar da Trakya ‘ya ihanet mi ediyor yoksa İstanbul Belediyesi nin gücü ve yetkisi Trakya milletvekillerinden fazla mı? Bu proje yoksa bir Avrupa Birliği projesi mi ki sessizlik hakim.Avrupa Birliğinin uzun yıllardır devam eden Yunanistan,Bulgaristan Marmara birleşmesinden doğan Balkan ülkesi yaratma projesinin bir parçası mı? Paranoyalar çoğaldıkça yerel siyasetçilere ve kurumlara daha çok iş düşmektedir.
            Bir kentte İlçe Başkanları ,Belediye Başkanları ve İl Başkanlarının küçük junior olursa, yöneticiler sadece el kaldıran olursa sonuç bu olur , vay halimize vay. Buna dur demek bizim tek görevimiz .Seçimlere satılmış Trakya ile girececeğiz. Satılan Trakya ‘da kimin milletvekili olduğunun ne önemi var. Bu proje kabul edilirse Belediye Başkanları ve milletvekilleri sadece muhtar olurlar.Yöneticiler de aza olur. 

            Satıldık Ey Halkım Unutma Bizi!!! 

Daiyang işçisi yanlız değildir daiyang işçisi zaferdir

Daiyang işçisi onurlu mücadelesine devam ediyor peki işçi ne istiyor neden açlık grevinde sorun sadece işçiyi ve fabrika yönetimini ilgilendirmiyor işçi ailelerini çorlu halkını ve çorluda bulunan bütün kurumları ilgilendiren bir insalık mücadelesinin tamda ortasındayız aslında adaletin sınav verdiği halkla bir sınavı olduğu bir emek mücadelesi işciler sendikalı olmak istemişdir sendika anayasal bir haktır bunu ben değil büyük millet meclisi söylüyor ve kanunlarlada koruma altına alınmışdır sendikanın anayasal bir hak olduğu işçiler sendikalı olmak istedikleri için işten atılmışlardır fabrika yönetimi anayasal suç işlemişlerdir işciler yinede yılmamış adaletle haklarını arayıp greve çıkmışlardır ama fabrika yönetimi yine grev kanunlarını hiçe sayıp anayasal suç işlemişdir işcilerin hak arayışı çorludaki siyasi partileri ve sendikaları sivil toplum hareketlerini harekete gecirip yanlarında mücadeleye devam etmektedir işçiler şuan aclık grevinde hak arama mücadelesi açlık grevine dönüşüyorsa burda adalet uygulamanın gerisinde kalmış demektir biran önce adalet haklının yanında olup uygulamaya geçmelidir açlık grevi ölüm orucuna gitmekdedir ölen işçiler olmayacaktır sadece ilk başda adalet ve siyasi partilerin omurgasızlığı sendikaların zayıflığı ve sivil toplum örgütlerinin emek dişında kedi köpek ot su ve kimlik ırkcılığının altında boğulmaları olucaktır işçiler şuanda herkezin önünde ve sağlam kimliğiyle durmaktadır çünkü doğal ve samimilerdir tek savaşları ekmektir işçi her zaman kazanan tarafdır kaybeden işçi sınıfıyla hareket etmeyen zayıf ama kahraman olmak isteyenlerdir ben inanıyorumki kazanan işçi sınıfıdır gelin çorluda yaşayan halkla işçi mücadelesinin yanında olalım bu mücadelenin içinde birer siper olalım tek yumruk olalım

secmen adam gibi adam bulamıyor

Seçmen adam gibi adam parti bulamıyor Tekirdağ bağımsız Milletvekili adayı Metin Algül “Seçmen adam gibi adam parti bulamıyor dedi. Algül Çorlu Öğretmen evinde basın mensuplarıyla yaptığı kahvaltılı toplantıda sert açıklamalarda bulundu. Çapa Üniversitesi göğüs adan bilim dalı Başkanı Prof Dr Zaki Kılıçaslan,Demokratik işçi platformu ve sendikalarda destek amacıyla toplantıda hazır bulundular.Metin Algül yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
  
Siyaset demokrasinin vazgeçilmez aracıdır.
Siyasi partiler demokrasiyi
toplumda yaşayan bireylere eşit şekilde pay etmesi gereken ve ülkemiz için vazgeçilmez kurumlardır ve gereklidir.
Siyasi partilerin öncelikli görevleri Türkiye’de ve dünyada gelişen ekonomiyi sanayİ,teknolojiye uygun eğitim seviyesi sürekli yükselen halka cevap verecek parti programları hazırlamaktır.Bunu hayata geçirecek parti içinde yıllarca parti programını okumuş parti eğitimi almış ve en önemlisi teoriyi pratiğe çevirmiş parti tabanından gelen üye tarafından seçilen,bulunduğu bölgede sevilen ve yaptıklarıyla kendini ispat etmiş milletvekili adayları çıkarması gerekir.Böyle bir parti içi demokrasi gerçekleşirse bağımsız aday çıkmak demokrasiye zarar vermek olur.
Günümüzde siyasi partiler kendi içinde dahi demokratik seçme seçilme hakkını tanımamaktadır.Partiler seçimle gelmiş yönetimlerini görevden almaktadırlar.Milletvekillerini o bölgenin halkı ve partililer değil genel başkan ve yandaşları seçmektedir ve yerelde atama yönetimler yer almaktadır.Atamayı yapan merkezler ne kadar suçlu ise atama ile ilçe başkanlığı yapanlarda ,yöneticilerde bir demokrasi düşmanı ve siyasetin çürümüş elmalarıdır.Partilerin yapacak ve gerçekten çözüm olacak bir programı yok zaten niyetleri de yok.Bunun için tabanı olmayan partilerin seçim vaadlerini bizde yapacağız,edeceğiz diyecek kadar siyaset ucuz ve başkasının elbisesini kendi üstüne uyduracak kadar önemsiz hale getirmişlerdir.Siyasetteki bu belirsizlik halkın sosyal yaşamlarını da olumsuz etkiliyor.
İşsiz gençlerin intiharları, kredi kartından intihar edenler son sekiz yıldaki boşanma sayısının 30 yıla denk olması bunun bir göstergesidir.Parti içindeki kadın kolları ve gençlik kollarının hepsi atama.Onun , bunun kolları.Hani partinin tabanı?Adaylığını koymak isteyenler korkar oldu.Hepsi duvara sıkıştılar.Tıpkı halk gibi.
Ben demokrasinin havalisi olacağım .Bu yüzden bağımsız aday oldum.Sosyal ahlaksızlığa savaş açıp siyasi iradenin levyesi olup yukarılara taşıyacağım.
Benim sosyal yaşamımda,siyasi geçmişimde tek bir ahlaksızlık bulamazsınsız.Kimseye siyasi haksızlık da yapmadım.Bunu söyleyecek aday zor çıkar.Çıksa da maskesi çabuk düşer.Bu seçim bağımsızların seçimidir.Ben Tekirdağ’da demokrasinin kalesi olacağım.Tekirdağ Türkiye’nin en kötü havasında birinci sırada,kayıtdışı çalışmada birinci sırada.Türkiye’de en çok göç alan illerde birinci sırada.
Arıtması olmayan en büyük sanayi il sıralamasında birinci sırada.Burası artık bir cehenneme dönüşmüştür.Bunun tek sorumlusu son 20 yılın belediye başkanları ve milletvekilleridir.Çıkın sokağa ve sorun.Milletvekilleri son 20 yılda
Tekirdağ’a ne yaptı?Bakalım kim şunu yaptı diyecek?Şimdiki adaylar bile parti programını anlatıyor.Ama hiçbiri bizim milletvekilleri Tekirdağ’a bunu yaptı
Bende şunları yapacağım diyen bir milletvekili vr mı?
Ben 10 yıldır sokaklardayım.İşçinin,köylünün ve esnafın haklarını onlarla beraber meydanlarda aradım.Buna en çok siz şaitsiniz.En büyük desteği de sizler verdiniz basın emekçileri.Fotoğraf arşivlerinize bakın.Kapalı odalar,Düğün salonları ve protokol haricinde bu adayların meydanlarda fotoğraları var mı?Ama benim fotoğraflarıma sık rastlarsınız.Ben söz veriyorum.Tekirdağ’da ki kayıtdışı çalışmanın karşısında olup mücadele vereceğim.Arıtmaların açılması için ne gerekiyorsa yapacağım.Tekirdağ’a göç nedeni kayıtdışı çalışmadır.
Patronlar siz çıkın ötekiler gelsin diyor işçilere.İşçiler Tekirdağ’da çağın kölesidir.Kayıtdışı durursa,işçiler sendikalı olursa patronlar işçileri çıkaramaz ve Tekirdağ’a göç nedeni kalmaz.Kızlarımız ve kadınlarımız adam gibi adam koca ararlar.Seçmen de adam gibi adam bir parti bulamıyor.

Ben bağımsız bir milletvekili olarak bu sorunları çözmek için bütün gücümle çalışacağım.Bu yangını söndürmek için serçe gagasında su taşımaya razıyım.Bu yolda ölürüm ama diğer adaylar gibi cadı kazanında kaynamam.Seçim sürecinde basın her zaman bana en büyük desteği vermiştir.Bundan dolayı herkesin önünde sevgili basın emekçilerine teşekkür ediyorum dedi.

                                                                                                      Metin ALGÜL

Yarın İçin Bir Adım: Umudun ve Sorumluluğun Geleceğin Manifestosu

  Ana Sayfa ÜYE GİRİŞİ ÜYE OLUN HABER EKONOMİ SAĞLIK BİLİM & TEKNOLOJİ KÖŞE YAZILARI MAGAZİN SPOR İLETİŞİM   Ana Sayfa     KÖŞE YAZILAR...