20 Ağustos 2016 Cumartesi

MAVİ GÖZLERİN


MAVİ GÖZLERİN 

Güneşe kızıyorsun
Güneşe hiç bakmadın ki
Güneş den korkuyorsun
Güneş sıcak ve çok parlak
Güneşe baktın da korkun kalmayacak
Güneş yüreğini gözlerini ısıtacak
Güneşten mavi gözlerin sevgiye doyacak
Metin ALGÜL

3 Ağustos 2016 Çarşamba

BU BİR ERKEKLERİN DÜNYASI


Bu Bir Erkeğin Dünyası
Ama hiçbir şey yok
Bir kadın yada kız olmadan hiçbir şey yok

Erkekler Görüyorsun, caddelerde bizi almak için arabalar yaptılar
Erkekler ağır yükleri taşımak için trenler yaptılar
Erkekler bizi karanlıktan kurtarmak için elektrikli lambaları yaptılar
Erkekler sular için botları yaptılar, nuh'un gemisi gibi

Bu bir erkeğin dünyası
Ama hiçbir şey yok
Bir kadın yada kız olmadan hiçbir şey yok

Erkekler küçük kız ve erkek bebekleri düşünürler
Erkekler onları mutlu ederler çünkü onlara oyuncaklar yaparlar
Erkekler herşeyi yaptıktan sonra, herşey olabilirler
Erkekler bilirsin diğer bir adamdan birşeyler almak için para kazanırlar

Bu bir erkeğin dünyası
Ama hiçbir şey yok
Bir kadın yada kız olmadan hiçbir şey yok
Vahşilikte kaybolmuş
Acılarda kaybolmuş

22 Temmuz 2016 Cuma

AKP'Lİ BİR GENCİN GÖZÜNDEN BİR YAZI,

" Bana Hiç Güvenmeyin "
18 Temmuz 2016
Sayın Cumhurbaşkanımız, ilçemizin Belediye Başkanı, camimizin çok değerli imamı ve devletin farklı kademeleriyle günlerdir temas halindeyim. Telefonumdaki SMS sayısı şu anda on sekiz. Yani nasıl söyleyeceğimi de bilemiyorum ama beyler silahlı darbeleri bastırma konusunda lütfen bana çok fazla güvenmeyin. Bak sokağa çık derseniz çıkarım, slogan falan atarım, çok iyi halay da çekerim ama şurada biz bizeyken yalan söyletmeyim oğlum, eli silahlı adama ben müdahale edemem. Ben askerliğimi bandoda yapmış bir askerim, ne anlarım oğlum silahlı mücadeleden, on sekiz tane SMS atılır mı lan hayatında silah tutmamış insana? Televizyondan bakıyorum bütün milletvekilleri sığınağa inmiş, başbakanın yeri bile belli değil, herkes kendini garantiye almış, telefondan halk sokağa davet ediliyor. Oğlum siz insenize önce bir sokağa, oradan çağırsanıza lan bizi yanınıza. Bak problemli karı kocalar gibi eski defterleri açmak istemiyorum ama sizin günahınız bizden on kat fazla lan. FETÖ’nün darbeci subaylarını biz mi getirdik ordunun başına, hepsini biz mi general yaptık oğlum, bütün sorumlular evinde otururken niye bana “Dışarı Çık” diye SMS atılıyor, sizin canınız tatlı da bizimki değil mi lan? Ben kendimi bildim bileli FETÖ’ye de size de saydırıyorum, askeri darbelere de karşı çıkıyorum, başka konularda olmasa da bu konuda cillop gibi lan sicilim. Şimdi yakaladığınız darbe çetesini bir sorgulayın bakalım, ne zaman atanmışlar, kimler bunları bu görevlere getirmiş? Evinize en yakın arkadaşınızı almışsınız, yedirmiş, içirmiş, yatırmışsınız o da sizin karıyı ayartmış gibi bir durum var oğlum ortada. Ben niye karışayım lan aile içi meseleye, ben ne bileyim yarın barışmayacağınızı, benim ailedeki durumlardan haberim mi var oğlum, bizi paketleyip üvey evlat diye camiye bıraktınız ya lan bundan seneler önce.
Televizyondan bakıyorum köprüde taş çatlasın otuz, kırk tane asker var. TRT’de on, CNN’de yedi, Kanal D’de yedi asker. Yani küçümsediğim için değil ama öyle yardım istenecek aman aman bir durum yok lan. Sizin polisiniz yok mu oğlum, niye beni çağırıyorsunuz köprüye? Bu ülkede otuz değil, üç yüz değil, üç bin kişiyi bile on beş dakikada dağıtıyor lan polis. Gazı var, TOMA’sı var, tüfeği var, helikopteri var. İki ay temel eğitim almış, ne yaptığından haberi olmadan sağa sola bakan otuz tane gariban askerle İstanbul’un otuz binden fazla polisi başa çıkamaz mı arkadaş? Sabaha kadar bir tane polis bile köprüye müdahale etmiyor, ben gidip nasıl olaya el koyayım lan? Diyeceksin ki askerler silahlı. Doğru da asıl silahlı kişilere polis müdahale etmez mi, elinde silah olan adama vatandaş nasıl müdahale etsin, ben ne anlarım oğlum silahlı mücadeleden? Sabaha kadar SMS geliyor, imam efendi sürekli beni sokağa davet ediyor, tüm mahallenin gözü üzerimde. Balkonda telefonla konuşuyormuş gibi yapıyorum, aceleyle içeri girip tekrar çıkıyorum, sırf dışarıdan görüp de işi var sansınlar diye her türlü numarayı deniyorum ama gene de kar etmiyor, hop yeni SMS geliyor. Kaç tane filmde gördüm bu tür silahlı olaylarda polisler vatandaşı uzaklaştırıyor olay yerinden, bizde niye polis uzaktan seyrediyor da evinde oturan vatandaş çağrılıyor müdahaleye?
Hem madem beni darbeyi önlemek için çağırıyorsun teçhizatımı da versene lan önceden? Tankı kürekle mi durduracağım, F-16’ları sapanla mı düşüreceğim? Ver bana omuzdan ateşlenen bir füze, göster neresine basacağımı, yalan yok gene de çıkmam dışarı ama balkondan gönderirim iki tane. Ama böyle sıfır teçhizatla elimi kolumu sallayarak ne yapayım arkadaş ben F-16’lara? Bak ordunun en kahraman, en deneyimli, en korkusuz komutanları rehin alındı lan: Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, Donanma Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı. Ben kesinlikle bir güvenlik zaafı olmadığına eminim ama ordunun başındaki neredeyse bütün komutanlar rehin alınırken ben askerliği bandoda trampet çalarak geçirmiş adam ne yapayım lan darbeye? Yani sırf kendim için de söylemiyorum, bak bu sabah biri ölmüş, camide sela verildi, baktım karşı komşu elektrikli süpürgenin sapıyla çıktı hemen dışarı. Ben durdurmasam, köprüye kadar gidecek öyle. Bakın bu adama sakın güvenmeyin, geçen ay bir kola için bakkala beş lira verip, para üstünü geri alınca “ben elli lira verdiydim” diyerek kavga çıkardı, güvenlik kamerasından çözüldü lan olay, öyle çirkef bir insan. Yarın darbelere karşı halkı silahlandırıyoruz diye bu herife silah verirsen, ilk işi gidip bakkalı soymak olur bu herifin, şimdiden söylüyorum.
Sizden tek bir ricam var, n’olur, kimseye silah vermeyin. Suriye’ye giden silahların durumu ortada, FETÖ çetesine teslim ettiğiniz silahların da ne işe yaradığını Cuma akşamı gördük. Allah rızası için başka kimseye silah dağıtmayın lan. Bu yönünüz eksik oğlum kabul edin, adam seçemiyorsunuz, iyi niyetle de olsa, silah verdiğiniz adam ertesi gün dönüp bizi vuruyor lan.
Bir de Ankara’ya değinmek istiyorum, oradakilerin durumu daha da kötü. Televizyondan seyrediyorum, bir helikopter Ankara semalarında kafaya göre takılıyor, bir Genelkurmayı vuruyor, bir Meclisi vuruyor. Lan oğlum bu ülkenin 300’den fazla savaş uçağı yok mu, hadi Balıkesir’de falanca oldu, Eskişehir filan oldu, bunun Konya’sı, Malatya’sı, Diyarbakır’ı var lan. Ülkenin her yerinde Hava Kuvvetlerinin savaş uçakları var, 2.000 km’nin üstünde hız yapıyor bunlar, Eskişehir’de sorun varsa, Konya’dan 10 dakikada, Malatya’dan 20 dakikada gelip de neden helikopteri indirmiyor bu uçaklar, neden halktan yardım isteniyor lan? Halk ne yapsın oğlum silahlı helikoptere? Siz daha sekiz ay önce angajman kuralları çerçevesinde sınırı iki metre geçti diye Rus uçağını indirmediniz mi? Bu nasıl angajman kuralı lan, sınırı azıcık geçersen indiriliyorsun ama iyicene içeri girip Genelkurmayla Meclise ateş edersen kimse dokunmuyor sana. Diyelim ki komutanlar rehin alındı ama bu ordunun bir B Planı, ikinci bir komuta kademesi yok mu lan? Diyelim darbeciler oraya da sızdı, oğlum güvendiğiniz bir tane komutan, iki tane pilot yok mu lan koskoca orduda? 400 tane savaş uçağı olan ülkede, bir saat boyunca televizyondan bir helikopterin Meclisi bombalaması seyredilir de halktan yardım istenir mi oğlum? Halk olarak ne teçhizatımız, ne helikopter düşürme tecrübemiz var ki bizim, biz yirmi beş kişiyle bir kediyi yarım günde zor indiriyoruz lan tırmandığı bahçe duvarından.
Bugüne kadar bir savcı rehin alınsa hemen yayın yasağı geliyordu, görüntüleri yayınlayan gazetelere de dava açılıyordu. Şimdi bundan bin kat daha tehlikeli bir olay oluyor, bu sefer yayın yasağını bırak bütün kanallar canlı yayında, internet son gaz, camiler avaz avaz, cumhurbaşkanı da kendi ağzıyla diyor ki “Genelkurmay başkanımız rehin alındı, halkımız dışarı çıksın.” Milletvekilleri nerede peki? Onlar sığınakta kahramanca sığınıyorlar.
Buradan tekrar söylüyorum. Bandoda açık varsa çağırın, ot yolma, ağaç dikme, çiçek böcek işleri de uyar, getir götür işlerini de yaparım ama silahlı olaylarda beni aramayın lütfen. Kendi çapımda ufak tefek kahramanlık işleri yapabilirim ama sizin aile içi meselelerde birilerini kurtaracağım diye kendimi siper edemem. Bakın bu bayraklarla ortalıkta gezen çocukların da anaları babaları var oğlum, bunların da canı var. Böyle kahramanlık destanlarıyla bunları kışkırtmayın, sokağa çağırdığınız gibi artık bir zahmet eve de çağırın, insanları bir sakinleştirin lan. Her olayı da kendi çıkarlarınız için kullanmayın oğlum. Sözlerim yanlış anlaşılmasın, ben kahramanlık sevmesem de saygı duyuyorum, bu darbenin en temiz, en güzel insanları bu çağrılara uyup demokrasiye sahip çıkmak için sokağa çıkan halk ve darbecilerin kandırdığı gariban askerlerdir. Gariban askerlerin içinden halka ateş eden veya halkın içine karışıp askerleri linç etmeye çalışan kişiler varsa da azınlıktır. Savaşın, silahın kazananı olmaz, bu kadar ölü varken bayram yapılmaz. Biraz durulun, biraz susun. Bırakın da bari insanlar evlerinde yaslarını tutsun ...

15 Haziran 2016 Çarşamba

Suriye Çocuklarını ve Kadınlarını Öldürme Görevi Bize Verilmiş

Suriye halkı tarihin her döneminde Türkiye halkına diğer Arap halklarından daha modern ve çağdaş bir halk olarak algı oluşmuş bu algı bizi birbirimize daha yakınlaştırmış sıcak ve barış dolu ortak tarihi paylaşmamıza neden olmuştur ama Amerika ve Avrupa ülkeleri olası dünya savaşlarında her zaman Suriye Türkiye savaşını hep ilk 3 e taşımışlar ve su savaşının olacağını söylemiştir oysaki günümüze bakdımızda su savaşı değil Suriye sorununa müdahale etmektedir Suriye toprağına müdahale etmek devletine kolluk kuvvetlerine müdahale etmek aynı zamanda Suriye halkına müdahale etmektir ölen çocuk sayısına 10 binlerce çocuk eklemektir ölen Suriyeli kadınlara 10 binlerce kadın eklemektir reyhanlıya yapılan saldırı halen hafızalardayken olası eylemlere  fırsat vermektir 2000 tarihine kadar dünyadaki hiçbir ülke Türkiye hiçbir savaşa gireceğine inanmıyordu ama son 10 yılda Türkiye savaş ülkesi haline gelmiştir bununda tek sorumlusu AKP hükümetidir savaş Hatay halkını birbirine düşman etmektir reyhanlıya atılan bomba çocuk ve kadınları öldürmüş anneler çocuklarının parçalanan bedenlerini yerlerden kendi eleriyle toplamışlardır Türkiye de yaşayan annelerin sokağa çıkıp dizlerini dövmesi beklenirken anneler umursamaz davranmışlardır bir ülkede anneler ölen çocuklara ağlamayı bırakmışsa bu ülkede her şey bitmiştir Türkiye halkı reyhanlıya gözlerini vicdanını kapatmıştır kendi halkının ölümüne gözlerini kapayan halk Suriye halkının ölümüne sırtını döner mi işte asıl önemli nokta budur

Ölürken Seyrettiğiniz Gençlerden Mektup Var

 Can kaybetmek sanırım unutulan tek değersizleştirilen sonuc bu topraklar tarihimiz boyunca çok gencin can verdiğine şahit oldu.          Aklımızda isimler ve yaptıkları yapmak istedikleri kaldı sürekli kendi içinizde aktif hayatınızda aralarında secimlerinizi yapıp saf tutdunuz. Hatta can veren gençlerden daha fazla kendi aranızda saf tutma kavgası yaptınız onların düşüncelerini onlardan daha iyi temsil edip anlatma telaşınız vardı. Yıllardır tekrar eden bu gelenek inandığınız gençlerin üstüne yeni kaybedilen canlar ekledi ve eski canlarla kendinizi oyalarken yeni canları dahi eski canlarınıza ortak etmek yerine sebeb sonuc ilişkisinin bir deneyi olarak gördünüz ölen her can sizin için siyasi deneyim halini aldı ve hem yorumlamaya daha çok sokakta bağırmaya ve verilen her canda sanki düşüncenize bir adım daha yaklaşmış bir araç haline geldi. Sizler ölmüşlerle çoğalıp ölenlerle saflaşırken kendinizin bu algının neresinde misyonunuzun ne olduğu halini aldınız noktayı görmemek ve anlamamayı yaşam biçimine çevirdiniz. Hiç birinizin amacı final değildi. Sürece saf tutup yeni canların kaybedilmesine zemin hazırlayıp bunun üzerinden tatmin olma hazzıydı. İnsanın kendine işe yaramaz fırsat düşkünü canlar üzerinden maneviyat yarattığını kabül edip söylemesi ne kadar zor değil mi? Bir de asıl komedi birikmiş beleşçi dava insanlarının birbirlerini ezerek,soyutlayarak,dışlayarak kendine siyasi rant sağlaması ve her sorulduğunda bizim mevki ve makam derdimiz yok demesi bunu söyleyenlerin hepsinin siyasi bir makamı ve mevkisi var. İşte bu yüzden söyler, bizde yok diye çünkü zaten hep sahibidir ve olmaya çalışanları da ezer gecer ve bunun adına da demokrasi der ya da onlar kansızdı; canların kanıyla beslenen  kitlelerin kansız insanlarla işi olmaması gayet doğal onları kanı olan ve kanını boşaltacakları canlar lazım. Size söylenecek tek söz var: Siz hepiniz cennetlerinize gidin çünkü cehennem kaybedilen canlar içindir..........                                                                                                                                                                                                                                                           Metin Algül 

GÜÇ CESARET POPİLİZMİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Türkiye gecmişden bugüne tehdit  altında, bu tehditi  görmezden gelende oldu kendi lehine çevirende oldu ,geldimiz nokta popilizim ,türkiye her köşeden pusuya düşüyor vur kaçla davul zurnayla gönderilen askerler tabutla evlerine dönüyor, hükümet çaresiz güçsüz muhalefet partileri bu durumdan sinekten yağ çıkarıyor ,ordunun müdahalesi yetersiz yapması gerekeni yapacak yetkiyi alamıyor hükümet orduyuda halkıda oyalıyor gediktepeden töreristlere bakıyor ,töreristlerde karşıdan onları izliyor küresel dünyada küresel güçlerden izin alamıyor ,hükümet gerekeni yapmak için türkiyenin bağımsızlığı halkın özgürlüğü küresel güçlerin insiyatifine bırakılabilinirmi bu kadar caresiz güçsüz olunabilinirmi, veliefendide at yarışında sonuncu gelen at ,birinci gelen at dan  daha çok yorulur, ve daha çok bitkindir türkiye yi yönetenlerde yorgun ve daha bitkinler ,bizim siyasetin anlaşılmaz bir paranoyası var kendi halkına, işcisine ,askerine, memuruna ,adalet çalışanlarına ,zalim baskıcı, acımasız hakaret eden cezacı ,türkiye dışında yaşayan yabancı  vatandaşlarına demokratik, özgür ,bağışlayıcı, sonsuz hoşgörülü yüzleri güleç ,vatandaş algılamasıda farklı bizim vatandaşımız hükümeten korkuyor güvenlik güçlerinden korkuyor adaletden korkuyor ve bunlara güvenmiyor sağlık güvencesi olmadığı için hastalanıp hipokrat yemini etmiş doktorların eline düşmekten korkuyor ,paronaya halinde kendi ülkesinde mülteci hayatı yaşıyor ,başka ülkenin vatandaşı türkiyeyi cennet görüyor sağlığıda, adaletide, ticaretide, sınırsız özgür yaşıyor bütün kurumların bunlara yüzü gülüyor ,tezatlığa bak bizim vatandaşa surat asıyorlar onlara gülmek için zorluyorlar kendilerini ülkemiz öyle bir girdabın içindeki ,halkımız ülkesini o kadar çok seviyorki herşeyin farkında olmalarına rağmen, bir türk dünyaya bedeldir düşüncesini halen içinde koruyor ,zanediyorlarki biz bu halkı kandırıyoruz,  hani derlerler ya yavuz hırsız ev sahibini bastırır, öyle diğil bizim halkımız kol kırılır yen içinde kalır diyenlerdendir , vatandaş kahvede ,ev sohpetlerinde ülkemizin isterse bu girdaptan çıkabileceğini söylüyor her vatandaşın bir çözüm sonuç önerisi var ,bazıları gerçekten inanılmaz çözümler üretebiliyor halkın çözümleri neden hiçbir zaman bu ülkeyi yönetenlerle uyuşmuyor halkın bilmediği ülkeyi yönetenlerin saklayıp söyleyemediği nedir kacmak saklanmak oyalamak halkla yüzleşmemek sorunlarla boğuşmak halka yabancı olmak nedir ,halkı yönetenler halkı yönetmeye talip olanlar ,halkla yüzleşmeden, kucaklaşmadan hiçbir sorunu cözemezler benim düşüncem budur, bir ülkede hergün cenazeler  varsa halk kendi aralarında ayrıma zorlanılıyorsa ,olaylar karşısında güçler birliği müdahale yapamıyor çaresiz kalıyorsa, o ülkenin fişi çekilmişdir, burda sivil toplum örgütlerine, sendikalara ,halkın özüne hitap eden derneklere ,çok iş düşmektedir halka doğru bilgi vermeliler ,halkı dinlemeliler ,halkla kucaklaşma vaktidir, tek cözümde budur halka şu soruyu sordurmamak gerekir ,ülke emin ellerdemi.

Satıldık Ey Halkım Unutma Bizi

İstanbul Belediyesi’nin kendi bünyesindeki Taşeron Firmasına ait İstanbul Metro Politan “İ.M.P” Firmasına hazırlattığı Marmara Bölgesi 30 yıllık Kalkınma Projesi Marmara’nın İstanbul’dan yönetilen bir Eyalet Projesidir. Kocaeli, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli ‘ ni kapsayan plan tarım, sanayi, hayvancılık, imar, nüfus planlamasıdır.

          Planda Çorlu 600.000, Çerkezköy 461.000, Muratlı 130.000, Merkez 336.000 Hayrabolu 45.000 ,Saray 60.000 , Malkara 60.000 Şarköy 45.000 Marmara Ereğlisi 55.000 Nüfus artışı olacaktır.Mevcut sanayilere yenileri eklenecek çevre katliamları sürecektir.Şimdiden Kirazlıdere, Kumbağ, Uçmakdere, Tekirdağ Atatürk Ormanlığı,Ulaş ta ağaç katliamları devam ediyor. Bunun tek bir adı var..Küreselleşme.
1/100.000 lik planlar Bakanlık tarafından 1/25.000 lik planlar İl Genel Meclisi tarafından kabul edilmektedir.Trakya da yaşayanların haberi yok. Trakya daki siyasetçilerin halktan bunu saklamalarının nedeni ihanet ve hainliğin yarattığı korkaklıktır.Basın,sivil toplum kuruluşları ,dernekler, siyasi partiler, odalar,kurumlar sessiz kalmakla yetinmeyip korkakça saklanıyorlar.Tarih sadece imza atanları hain olarak yazmaz göz yumanları görmezden gelenleri de suçlar.Teneke siyasetçiler birbirlerinin adamı ve emir erleri olduğu sürece buna dur demekde zorlanmaktadır. Etrafınızdaki’’ Ben bu partinin başkanıyım diyen yada şu partinin yöneticisiyim ‘’ diyenlere sorun bakalım bu plan hakında ne diyecekler, ne anlatacaklar. Bunların ünlü roman karakteri Arsen Lüpen den ne farkı var.
          Trakya’ da milletvekilleri yok mu? Trakya satılıyor sesleri çıkmıyor .Onlar da Trakya ‘ya ihanet mi ediyor yoksa İstanbul Belediyesi nin gücü ve yetkisi Trakya milletvekillerinden fazla mı? Bu proje yoksa bir Avrupa Birliği projesi mi ki sessizlik hakim.Avrupa Birliğinin uzun yıllardır devam eden Yunanistan,Bulgaristan Marmara birleşmesinden doğan Balkan ülkesi yaratma projesinin bir parçası mı? Paranoyalar çoğaldıkça yerel siyasetçilere ve kurumlara daha çok iş düşmektedir.
            Bir kentte İlçe Başkanları ,Belediye Başkanları ve İl Başkanlarının küçük junior olursa, yöneticiler sadece el kaldıran olursa sonuç bu olur , vay halimize vay. Buna dur demek bizim tek görevimiz .Seçimlere satılmış Trakya ile girececeğiz. Satılan Trakya ‘da kimin milletvekili olduğunun ne önemi var. Bu proje kabul edilirse Belediye Başkanları ve milletvekilleri sadece muhtar olurlar.Yöneticiler de aza olur. 

            Satıldık Ey Halkım Unutma Bizi!!! 

Daiyang işçisi yanlız değildir daiyang işçisi zaferdir

Daiyang işçisi onurlu mücadelesine devam ediyor peki işçi ne istiyor neden açlık grevinde sorun sadece işçiyi ve fabrika yönetimini ilgilendirmiyor işçi ailelerini çorlu halkını ve çorluda bulunan bütün kurumları ilgilendiren bir insalık mücadelesinin tamda ortasındayız aslında adaletin sınav verdiği halkla bir sınavı olduğu bir emek mücadelesi işciler sendikalı olmak istemişdir sendika anayasal bir haktır bunu ben değil büyük millet meclisi söylüyor ve kanunlarlada koruma altına alınmışdır sendikanın anayasal bir hak olduğu işçiler sendikalı olmak istedikleri için işten atılmışlardır fabrika yönetimi anayasal suç işlemişlerdir işciler yinede yılmamış adaletle haklarını arayıp greve çıkmışlardır ama fabrika yönetimi yine grev kanunlarını hiçe sayıp anayasal suç işlemişdir işcilerin hak arayışı çorludaki siyasi partileri ve sendikaları sivil toplum hareketlerini harekete gecirip yanlarında mücadeleye devam etmektedir işçiler şuan aclık grevinde hak arama mücadelesi açlık grevine dönüşüyorsa burda adalet uygulamanın gerisinde kalmış demektir biran önce adalet haklının yanında olup uygulamaya geçmelidir açlık grevi ölüm orucuna gitmekdedir ölen işçiler olmayacaktır sadece ilk başda adalet ve siyasi partilerin omurgasızlığı sendikaların zayıflığı ve sivil toplum örgütlerinin emek dişında kedi köpek ot su ve kimlik ırkcılığının altında boğulmaları olucaktır işçiler şuanda herkezin önünde ve sağlam kimliğiyle durmaktadır çünkü doğal ve samimilerdir tek savaşları ekmektir işçi her zaman kazanan tarafdır kaybeden işçi sınıfıyla hareket etmeyen zayıf ama kahraman olmak isteyenlerdir ben inanıyorumki kazanan işçi sınıfıdır gelin çorluda yaşayan halkla işçi mücadelesinin yanında olalım bu mücadelenin içinde birer siper olalım tek yumruk olalım

secmen adam gibi adam bulamıyor

Seçmen adam gibi adam parti bulamıyor Tekirdağ bağımsız Milletvekili adayı Metin Algül “Seçmen adam gibi adam parti bulamıyor dedi. Algül Çorlu Öğretmen evinde basın mensuplarıyla yaptığı kahvaltılı toplantıda sert açıklamalarda bulundu. Çapa Üniversitesi göğüs adan bilim dalı Başkanı Prof Dr Zaki Kılıçaslan,Demokratik işçi platformu ve sendikalarda destek amacıyla toplantıda hazır bulundular.Metin Algül yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
  
Siyaset demokrasinin vazgeçilmez aracıdır.
Siyasi partiler demokrasiyi
toplumda yaşayan bireylere eşit şekilde pay etmesi gereken ve ülkemiz için vazgeçilmez kurumlardır ve gereklidir.
Siyasi partilerin öncelikli görevleri Türkiye’de ve dünyada gelişen ekonomiyi sanayİ,teknolojiye uygun eğitim seviyesi sürekli yükselen halka cevap verecek parti programları hazırlamaktır.Bunu hayata geçirecek parti içinde yıllarca parti programını okumuş parti eğitimi almış ve en önemlisi teoriyi pratiğe çevirmiş parti tabanından gelen üye tarafından seçilen,bulunduğu bölgede sevilen ve yaptıklarıyla kendini ispat etmiş milletvekili adayları çıkarması gerekir.Böyle bir parti içi demokrasi gerçekleşirse bağımsız aday çıkmak demokrasiye zarar vermek olur.
Günümüzde siyasi partiler kendi içinde dahi demokratik seçme seçilme hakkını tanımamaktadır.Partiler seçimle gelmiş yönetimlerini görevden almaktadırlar.Milletvekillerini o bölgenin halkı ve partililer değil genel başkan ve yandaşları seçmektedir ve yerelde atama yönetimler yer almaktadır.Atamayı yapan merkezler ne kadar suçlu ise atama ile ilçe başkanlığı yapanlarda ,yöneticilerde bir demokrasi düşmanı ve siyasetin çürümüş elmalarıdır.Partilerin yapacak ve gerçekten çözüm olacak bir programı yok zaten niyetleri de yok.Bunun için tabanı olmayan partilerin seçim vaadlerini bizde yapacağız,edeceğiz diyecek kadar siyaset ucuz ve başkasının elbisesini kendi üstüne uyduracak kadar önemsiz hale getirmişlerdir.Siyasetteki bu belirsizlik halkın sosyal yaşamlarını da olumsuz etkiliyor.
İşsiz gençlerin intiharları, kredi kartından intihar edenler son sekiz yıldaki boşanma sayısının 30 yıla denk olması bunun bir göstergesidir.Parti içindeki kadın kolları ve gençlik kollarının hepsi atama.Onun , bunun kolları.Hani partinin tabanı?Adaylığını koymak isteyenler korkar oldu.Hepsi duvara sıkıştılar.Tıpkı halk gibi.
Ben demokrasinin havalisi olacağım .Bu yüzden bağımsız aday oldum.Sosyal ahlaksızlığa savaş açıp siyasi iradenin levyesi olup yukarılara taşıyacağım.
Benim sosyal yaşamımda,siyasi geçmişimde tek bir ahlaksızlık bulamazsınsız.Kimseye siyasi haksızlık da yapmadım.Bunu söyleyecek aday zor çıkar.Çıksa da maskesi çabuk düşer.Bu seçim bağımsızların seçimidir.Ben Tekirdağ’da demokrasinin kalesi olacağım.Tekirdağ Türkiye’nin en kötü havasında birinci sırada,kayıtdışı çalışmada birinci sırada.Türkiye’de en çok göç alan illerde birinci sırada.
Arıtması olmayan en büyük sanayi il sıralamasında birinci sırada.Burası artık bir cehenneme dönüşmüştür.Bunun tek sorumlusu son 20 yılın belediye başkanları ve milletvekilleridir.Çıkın sokağa ve sorun.Milletvekilleri son 20 yılda
Tekirdağ’a ne yaptı?Bakalım kim şunu yaptı diyecek?Şimdiki adaylar bile parti programını anlatıyor.Ama hiçbiri bizim milletvekilleri Tekirdağ’a bunu yaptı
Bende şunları yapacağım diyen bir milletvekili vr mı?
Ben 10 yıldır sokaklardayım.İşçinin,köylünün ve esnafın haklarını onlarla beraber meydanlarda aradım.Buna en çok siz şaitsiniz.En büyük desteği de sizler verdiniz basın emekçileri.Fotoğraf arşivlerinize bakın.Kapalı odalar,Düğün salonları ve protokol haricinde bu adayların meydanlarda fotoğraları var mı?Ama benim fotoğraflarıma sık rastlarsınız.Ben söz veriyorum.Tekirdağ’da ki kayıtdışı çalışmanın karşısında olup mücadele vereceğim.Arıtmaların açılması için ne gerekiyorsa yapacağım.Tekirdağ’a göç nedeni kayıtdışı çalışmadır.
Patronlar siz çıkın ötekiler gelsin diyor işçilere.İşçiler Tekirdağ’da çağın kölesidir.Kayıtdışı durursa,işçiler sendikalı olursa patronlar işçileri çıkaramaz ve Tekirdağ’a göç nedeni kalmaz.Kızlarımız ve kadınlarımız adam gibi adam koca ararlar.Seçmen de adam gibi adam bir parti bulamıyor.

Ben bağımsız bir milletvekili olarak bu sorunları çözmek için bütün gücümle çalışacağım.Bu yangını söndürmek için serçe gagasında su taşımaya razıyım.Bu yolda ölürüm ama diğer adaylar gibi cadı kazanında kaynamam.Seçim sürecinde basın her zaman bana en büyük desteği vermiştir.Bundan dolayı herkesin önünde sevgili basın emekçilerine teşekkür ediyorum dedi.

                                                                                                      Metin ALGÜL

Biz Bize Sevdalıyız

Biz Bize Sevdalıyız
umuduz, sevgiyiz, aşkız, inancız ya da inançsız...
el, ayak kalbiz, kanız ya da rüzgarda uçuşan yaprağız...
deniziz, toprağız, gökyüzüyüz belki de bir çiy tanesi..maviyiz, yeşiliz, kahverengiyiz ya da ebemkuşağı...
dünüz, bugünüz, yarınlarız ya da bir çift kanat...
onlar, bunlar değil herşeyiz...
mutluyuz, heyecanlıyız, düşlerimiz var bir serçenin yüreğinde...
el ele, omuz omuza, halaylarızsonbahar, kış, yazız ama ille de bahar...
kadınız, erkeğiz, genciz, bebeğiz ama ille de coşkulu çocuğuz...
kaybedeceğiz, kaybedeceğiz, kaybedeceğiz...inancımız kazansın diye.

                                                                  Metin ALGÜL

SİVAS VE AKP

BUGÜN OTURUP DÜŞÜNDÜM VE KARAR VERDİM AKP SEÇİMLERİ SİVAS DA İNSANLARI DİRİ DİRİ YAKTIĞINDA KAZANMIŞTI VE BU 15 YILLIK PADİŞAHLIKTA BUNUN ÖDÜLÜYDÜ BANA GÖRE AKP YE OY VEREN HERKES BİR SİVAS KATİLİDİR SİVAS TÜRKİYEDİR AKP YE OY VEREN TÜRKLERDE 2 İNCİ CUMHURİYET ÇİLER VE BEYAZ TÜRKLERDİR TABİ HER SÖMÜRGEDE ZENCİ ZENCİYİ KAMÇILAR İÇİMİZDEKİ HAİNLERİ DE UNUTMADIK UNUTMAYACAĞIZ ( BİZ TARİH BOYUNCA YAKILMIŞ EZİLMİŞ TARİHİN TORUNLARIYIZ -_HAMDIK_ YANDIK_PİŞ DİK. 600 YILIK TÜRK OLMAYAN PADİŞAHLAR BİZİ DİZE GETİREMEDİ BU ÇAPUL CULARAMI BOYUN EĞECEĞİZ

                                                                                                  Metin ALGÜL

güneş balçıkla sıvanmaz

uzatilan ellerden kaçdik kaçinca farkli olduk zanetik 
sevgiyi zayıflik gördük herkeze burun kıvirdik bazen acimasiz davrandik 
yanliz kaldik yanlizkende çok aci çektik bir el uzansin istedik 
uzanan eleri tutmadik yine çünkü tutamicak kadar savunmasizdik
güvensizlik en iyi dostumuz oldu yok arkadaş ben sıkıldım bu oyundan 
kim koydu bu kurali kim beni böyle yozlaştirdi kim beni yanlizlimla bariştirdi 
en sevdimi bile öp mekten korkdum sevdimi söyleyemedim bu kaçinci insan 
dostluklarimi arkamda biraktiran kim ben kimim neden kendimden bu kadar uzaklaşdim

                                                                                Metin ALGÜL

Biz Kardeş miyiz? Hadi Ordan! Katiller Halktan Cesaret Alırlar.

Türkiye'de son 100 yılda sayısız darbe işkence ve toplu ölümler yaşandı. Kayıp insan sayısı belli değil.Darbeler yüzünden ölen kaybolan insanlar, Alevi-Sünni ayrımcılığından ölen kaybolan insanlar,sağcı-solcu ayrımcılığından ölen kaybolan insanlar, Kürt -Türk ayrımcılığından ölen kaybolan insanlar var.Bu ölümlerde tek sorumlu devlet adı altında asker,polis,milletvekilleri,bakan,başbakan,cumhurbaşkanları mı? Hayır!Son 100 yılda yaşayan halkın % 70'i bu ölümlerden işkencelerden sorumludur.Emir veren de uygulayan da ölümlerden sorumludur.Bugüne kadar yaptığımız;unutmak,üstünü kapatmak,görmezlikten gelmekti. Halk olarak üç maymunu çok iyi oynadık.Halkımız misafirsever,yemez yedirir,giymez giydirir,vicdanlıdır,ahtı vefalıdır.Aile kurumu güçlüdür.Yalan!Reyhanlı'da atılan bombada ölen insanları,ölüsünün parçalarını yerden toplayan anne babaları kimse umursamadı.Halkın bugüne kadar ölümlere karşı gösterdi tepki;takip etmek,izlemek ve yorum yapmanın ötesine geçmemiştir.Öldürülen insanlara sahip çıkmak ve öldürenlere karşı durmak yerine;öldürülen insanların yakınlarına üzülmüşlerdir.Türkiye'de ölenlere halkımız insan olarak bakmayı öğrenemedi.Düşüncesine,mezhebine,kimliğine göre yargıladılar.Halkımız mazlumdan yana olamadı,haklının yanında olamadı,doğrunun yanında olamadı,insanı sevemedi!Korkaklığı yüzünden bütünleşmek yerine;insanlığa sırtını döndü.Gözlerini vicdanını kapadı.Kaybeden oldu.Halk bugüne kadar % 70 suçlulardan-katillerden-haksızdan yana,% 30 mazlumdan-haklıdan yana olmuştur.Bunun bedelini de 100 yıldır ödemektedir.Halka göre devlet yerine;devlete göre halk olmayı tercih etmişlerdir. Türkiye ekonomisi çökmüş,aileler dağılmış,asgari ücret yerini sömürüye bırakmıştır.Halk çatışması yolu açılmıştır.Halkın kurtuluşu bellidir.Tektir.Bütünleşmek,bir olmaktır.Birlikte mücadele etmektir.Başka çözüm yoktur.Halka göre devlet olmasını sağlamaktır.Devlete göre Halk olmak devri bitmiştir.Devrimi halk yapar!

                                                                                                                Metin ALGÜL 

4 Haziran 2016 Cumartesi

Siyaset Nedir Ne Değildir

siyaset kapağı kapatılmamış çöp kovası gibidir kaldıkca kokar
Türkiye’nin gündemini yapılacak seçimler belirlemiş durumda. Siyasi partiler milletvekili adaylarını parti başkanlarının otoritesi ile belirlicekler. Ve çalışmalarına başlicaklar.
Milletvekili adaylarının çoğu, parası olanlar yani zenginler açlık sınırının altında asgari ücretle çalışan açlar ordusu kimsenin umurunda değil. Ne yerler, nasıl yaşarlar, hangi koşullarda çalışırlar ya da çalışamazlar. Kime ne? Çözüm,
Bana oy ver yeter! Bütün mesele meclise gideyim. Ben bilirim size neler yapacağımı. Sen yoksulsun. Biliyorsun ki politikacı olman için çok paran olması lazım. O da sende yok. Sen kimsin ki?
Çorlu Türkiye’nin en büyük sanayi kentlerinden biri yani işçi ve emekçi yatağı. Sendikasız, sigortasız kötü koşullarda çalışan bu işçilere karşı sendika patronları ve fabrika patronları birlikte değiller mi? Çorlu’nun sorunları çok. Tekirdağ’ın havası solunmuyor, suyu içilmiyor. Toprağı kirli, ürün vermiyor. Alınan ürünlerde maliyetinin altında satılıyor. Çiftçi, esnaf perişan. İflaslar almış başını gidiyor. Banka borçları, tefeciler, mafyalar, hırsızlar, halkı canından bezdirmiş durumda. Peki, çaresi yok mu? Var tabi.
Meclise gidecek milletvekili adayları içinde hangisi işçi? Hangisi köylü? Hangisi küçük esnaf? Hiçbirisi.
Peki, öyle ise tok açın halinden anlar mı? Anlar, anlar da açlar ordusu olmasa ‘o’ parasına para katamaz. Anlamak işine gelmez. Peki, bu karnı büyük para babaları halka ne derler: “Sen haline şükret, kaderine razı ol. Allah seni böyle yarattı.” İşte din bezirgânları ve öbür dünya vaatleri.
Öte yandan patronun çağırdığı sarı sendikacılar işçileri canından bezdirmiş durumda. Hatta patrondan daha patron gestapo subayı gibi görevlerini yerine getiriyorlar. Oysa işçi sendikaları sendikacıların değil, işçilerin kendi örgütleridir. Ama 12 Eylül kanunları günümüzde de yürürlükte olduğu için çalışanlar yine çaresiz durumda.
Peki, bu faşist yasalar TBMM’de neden değiştirilmedi? Çünkü halkın milletvekilleri orada yok. Toprak reformundan neden söz edilmez? Vekillerimiz bu konuyu neden ağızlarına almazlar? Çünkü toprak ağaları mecliste milletvekilidir.
Bunları aydınlarımız bilmez mi? Türkiye’de aydın nerede? Kendi köşesinde. Maddi durumu açlar ordusunun tabi ki üstünde. İşinden evine araba ile gelir ve gider. Birbirleri ile masa başında lafazanlık eder. Sokakta yürümesini bile beceremez. Eskiyi yâd eder durur. Hele biraz da alkol almışsa bir zamanlar nasıl da yüksekten uçan güvercinmişler, dinle dur. Paramparça olmuş yaşamlar ve kişilikler. Suçlusu, 12 Mart ya da 12 Eylül.
Beyler! Darbeler sadece sizin üzerinizden geçmedi. Bu ülkenin insanlarının tümünün üzerinden geçti. Artık kendi bahanelerinizin arkasına sığınmayın. Unutmayın ki, gerçek aydın karanlıkta bile aydınlığa koşan, halkla birlikte çözüm üretendir. Trakya insanı yapısı gereği zaten aydındır, hoşgörülüdür. Sokağa çıkın, onların içinde olun. Korkmayın sizi ısırmazlar. Ama onları düşünüyormuş gibi yapıp sıkışınca ya da işinize gelmeyince bahaneler ve yalanlar üretmeyin. Kimse aptal değil. Hele hele işçi sınıfı hiç değil. Önce kendinize karşı dürüst olun. Bu emekçileri sevin, onlara karşı samimi olun. İkili ve tutarsız davranmayın. Böyle aydına halk çok kızıyor ve o güzel yüreği ile değerini veriyor, sözünü esirgemiyor. Çünkü kurtuluşunuz onlarla birlikte. Bunu o bilgili, zeki ama akılsız kafalarınıza iyice sokun
halkın oylarını kendileri gibi bir olan birine vermeye davet ediyorum. Olmaz demeyin. Biz istersek olur. Düzen partileri ve onların milletvekillerinin ne bu ülkeye ne de emekçilere vereceği hiçbir şey yok. Zaten niyetleri de yok. Peki, bu sömürü düzeninin sorumlusu kimler?
• Düzen partileri,
• Sermaye yani patronlar,
• Sendika patronları,
• Toprak ağaları,
• Kendisi ile bile yüzleşemeyen halktan kopuk sözde Türkiye aydınları. (Bunlar sadece sorumlu değil aynı zamanda samimiyetsiz oldukları için halka karşı da suçludurlar),
• ABD ve AB emperyalizmi ve işbirlikçileri.
Şu unutulmamalı ki, terörün canını aldığı Mehmetçik, açlar ordusunun evlatlarıdır. Para babalarının, milletvekillerinin ve sözde aydınları değil.
Çözüm de, kurtuluş da kendi ellerinizde. Kimseye ihtiyacınız yok. Güç sizsiniz. Çünkü tüm güzellikleri üreten sizsiniz. Bir kere de size dayatılanlara “Hayır!” deyin.
Bu seçim süresince bizlerle birlikte olacak tüm işçilere, çiftçilere, küçük esnafa ve kendini emekten yana gören tüm halkımıza teşekkür ederim

                                                                              Metin Algül

Bağımsızlık Bedel Ödemeden Alınmaz

NATO' ya , Avrupa Birliği'ne , Amerikan askeri üslerine , IMF' ye , Dünya Bankası'na , Dünya Ticaret örgütü'ne ve TÜSİAD' a karşı çıkmadan bağımsızlıktan söz edilemez !
Hepimizin bildiği gibi emperyalist politikaların hedefindeyiz.. NATO'ya bağlıyız . Amerikan askeri üsleri memleketimizin dört bir yanına konuşlanmış durumda . Onlara bağlı olarak ve onların istekleri doğrultusunda askerlerimizi dünyanın dört bir yanına gönderiyoruz . Afganistan' a asker gönderiyoruz , Somali ' ye asker gönderiyoruz , Lübnan' a asker gönderiyoruz Emir buyurduklarında başka yerlere de göndermek zorunda kalacağız . Biz ; Afgan halkının , Somali halkının , Filistin halkının düşmanı , Amerikan ve İsrail devletinin dostu gözüküyoruz . Çünkü işbaşındaki hükümetlerimiz emperyalizmin ve siyonizmin emrinde hareket ediyorlar . İşte biz bu utanca son vermek Emperyalizimden kopmak zorundayız .
NATO' dan ayrılmadan ; Amerikan devletiyle karşılıklı olarak tesis edilmiş askeri anlaşmaları yırtıp atmadan ; Amerikan askeri üslerini bu topraklardan söküp atmadan ; Amerikan emperyalizminin hizmetindeki Avrupa Birliği ' yle kölelik bağlarını koparmadan ; IMF , Dünya Ticaret Örgütü ile ilişkilerimizi kökünden kesmeden ; en önemlisi büyük patronlara karşı durmadan toprak ağalarına karşı durmadan hiç bir şekilde bağımsız olamayız . Bu bağimsızlığımızı işçi sınıfının dışında hiç bir güç elde edemez . Öte yandan bu topraklarda bir tek Amerikan askeri üssünü kapattığımızda bile , bunun karşılığında yıllardır bütün patron hükümetlerinin yürüttükleri özelleştirme ve satış politikalarının nasıl darbe yiyeceğini hep birlikte göreceğiz . İşte bunu herkeze göstermek için karşı durmalıyız . bağimsızlık bedel ödemeden kazanılmaz .

                                                                                               Metin Algül

TOPRAK AĞALARINDAN TOPLUM SÖZCÜSÜ OLAMAZ

İnsanların devlet yönetimi anlayışı maalesef daha toplumların ve tarihin ilk yapraklarında iken dayatma mantığı ile örülmüş. Birçok gelenekçi anlayışın bile altında yatan sebep feodalitenin dayattığı halkı uyutmak, uyuşturmak, aptallaştırmak ve köleleştirmek için ürettiği deli saçmasından ibarettir. Çünkü insanlar bu değerlerin peşinden koşarlar ise uyanmayacak, akıllanmayacak ve sistemi sorgulamak akıllarına bile gelmeyecektir.Bu yüzden feodal toplum mantığı;hep emir,kural,yasak koyacak ve dayatan değerler üretmeye devam edecektir.Sırf insanlar sorgulamasın,eleştirmesin,sistemin karşısına dikilmesin diye.

  Gelelim siyasileşmede; bilinçli bir yurttaş olarak toplum ferdi olmanın neresindeyiz? Bunları biliyor muyuz? Eskiden insanlar, kendilerini yönetecek yasaları yine kendileri yaparmış. Bakmayın kendileri yaparmış dediğime aslında erkekler yaparmış.Fakat bir süre sonra nüfus çoğalıp coğrafya büyümeye başlayınca fiziki engeller artmış ve insanların kendi yasalarını kendilerinin yapması zorlaşmıştır.Kendileri adına söz söyleyecek vekil tayin etmişlerdir. İşte Parlemento (Meclis) bu yüzden doğmuştur. Seçimler ise halkın kendi sesini dünyada, yaşadığı toplumda, Parlementosunda duyurabilmek için kendi adına söz söyleyeni belirlemek için yaşadığı süreçtir.

      Türkiye tarihine bakılırsa; şimdiye kadar meclise ister sağ partilerden ister sol partilerden olsun hep toprak sahipleri ve büyük patronlar gönderildiler. Sermayenin gücü burada da konuştu. İşçiler, işsizler, köylüler, küçük esnaf, tüm yoksul halk kesimleri meclise hemen hemen hiç seçilemediler. Giden birkaç kişi de bu kesimler adına değil egemenlerin temsilcisi olarak gönderildiler. Halk, sözcüsünü belirlerken burada da yanılgıya düşürüldü.

                        Artık bu durumu değiştirmenin zamanı gelmedi mi?

 Siyasileşmede ve seçim sürecinde yer alan halkın niteliği, ister gelişmiş ülkede olsun ister az gelişmiş ülkede zengin- yoksul, aydın cahil, devrimci, milliyetçi, işçi, köylü, kentli, çiftçi, öğrenci, memur v.s.Öyle ise seçmen kadar seçilen de; halkın içinden çıkan biri ,halk tabanlı duruşu ile zengini,yoksulu anlayan bir halk sözcüsü olmalıdır. Bir feodal beyi(toprak ağası),sermayeci hiç olmamalıdır.

      Toprak ağasından belediye başkanı olmaz. Toprak ağasından milletvekili hiç olmaz. Olursa neler olur ortada” dedi.

                                                                                                         

Metin Algül

Hamile Kadın Sokağa Çıkmaz Neden'mi Çünkü Eşekler Teper

erkekler her dönem eşektir eşeklikte bakidir... Bir kadın için doğumdan ölüme en önemli kare kadın için anne olmakdır kadın çocuğa erkek gibi bakmaz ben müslümanım ben hIristiyanım ben musaviyim yada ateistim kadın çocuğa tanrı gibi bakar neden nedeni beli yaratandır insan yaratır hayata kadın çocuğa solcumuyum sağcımıyım milliyetcimiyim diye bakmaz neden nedeni belli kadın tek başına görüş kimliktir anne olmak çok farklı gerçektir erkekler anlayamaz kadınlar ülkeye dünyaya bir bardağa resme farklı bakarlar bilirler gerceğin görüntüden ibaret olmadığını ayrıntılar hakimdir gerceğe kadın olmak zordur erkekle hayatı sevgiyi inancı mutluluğu mutsuzluğu paylaşmak zorundadır asıl zor olan eşekle yaşamak zorunda olup hemde bu eşşeğe kral sensin akılı sensin büyük sensin güçlü sensin senin sözün geçer herşeyi sen bilirsin demenin dışında hem buna inandırmak hemde inanıyormuş gibi davranmak zorundadır tabi eşekler buna inanır eşek çünkü bariş manço zamanında demiş arkadaşim eş arkadaşim şek arkadaşim eşşek bir erkek devlet televizyonuna çıkıp halkın yani erkeklerin temsilcisi olarak hamile kadın soka çıkmaz diyorsa bu ülkede kadın halk değildir kadın yoktur bu ülkede neden kadın yoktur kadın bu ülkede sadece araçdır erkeklerin bir oyuncağıdır tıpkı araba ve tespih gibi eşeğin hakim olduğu bir ülkede eğitime sağlığa bilime gerek yoktur çünkü eşek ne anlar hoşaftan hoşaf kadın işidir kadın yapar bir ülkede kadın yok sayılıyorsa bu ülkede inancda yoktur fikirde var olan yaratan kadına saygı duymayan toplum inandığı hiçbir şeye saygı duymaz hamile kadın sokağa çıkmazmış neden sokakta eşek çok teperler eşek nasıl bir eşşek olduğunu bildiği için sokakdaki diğer eşeklerede güvenmez bilir eşeğin kapasitesini sözün kısası ben bu eşek cinsiyetinin bir hemcinsi olmaktan rahatsızım bu yüzden özür diliyorum tüm kadınlardan böylesine eşeklerin arasında çırpınırken çok şey yapamadım dan

                                                                                                   

Metin Algül

ÖZLEMEK

ÖZLEMEK
özlemek beli olmayan belirsizliği
adını koyduğun özlemleri
arzuları tutkuları öpücükle uyandırmayı
elini tutup gözlerine bakarak gülmeyi
iç çekip dudaklarında kaybolmayı
boynundan omuzundan öpmek 
vücudunun titrediğini özlemek
sarılmak uzun uzun 
sarıldığında huzur bulmak
gözlerine baktığımda 
milyonlarca sın da kaybolmak
           
                   M

etin Algül

Cumhuriyeti koruyanlarmı samimi yoksa cumhuriyeti cumhuriyetçiler den daha iyi savunduğunu söyleyenler mi

 Cumhuriyeti koruyanlar mı samimi yoksa cumhuriyeti cumhuriyetçiler den daha iyi savunduğunu söyleyenler mi bana göre ikisi de samimi değiller ama şu da gerçek cumhuriyetçiler de cumhuriyet düşmanları da ortak noktada buluşuyorlar tek ortak noktaları halkı sömürmek kimin kimden daha iyi sömürdüğü yarışı bir tarafa cumhuriyet 2 tarafın da umurunda değil cumhuriyet Halk mıdır halk Cumhuriyetimi  asıl soru şu ikisinin de temelinde ne kadar halk var bence 2 sinde de yok eğer 2 sinde de halk olsaydı ortak noktalarda buluşurlardı peki İşçi esnaf ve özelikle kadınlar neden bunlara destek verir asıl olan budur İşçi bu iki partininde hedef ve amacında yer almaz esnaf bu partiler için cebindeki son parayı alacakları basit vatandaş dır neden insan değilde kadın dedik kadın bir toplumun temel taşıdır bir erkek eğitir sen ortaya adam çıkar kadını eğitir sen iyi bir toplum ortaya çıkar ben bu ülkede öncelikle kadının parasız eğitim ve sağlık tan yararlanması tarafındayım öncelikli zafer budur bu bir cinsel eşitsizlik yada cinsel ayrımcılık değildir sağlıklı bir toplumun temel adımıdır ve kadınlara bu ülkede üniversite eğitimi mecbur kılınmalıdır kadın toplumun temelidir peki bu sistemde ne kadar mümkündür asıl soru budur bu yüzden kayıkçı kavgasında kazanan sistemin piyonları dır halk kaybedendir halkın arkada olduğu hiç bir toplum ilerleyemez halkı önde gören toplum hep kazanan toplumdur sorun sokakta bayrak sallamak değildir sorun son Osmanlı yada Cumhuriyet de değildir sorun açlıktır sefalettir samimiyettir ırkçılığın ayrımcılığın oldu ülkede bayrağın yada ülkenin yönetiminin kimde olduğu önem kazanmaz halk kendi arasında barışmadan halkla devlet arasında barışmadan bu ülkede yaşayanlar küçük abdest büyük abdest yarışına devam eder


                                                                                                Metin Algül

Yaşamayı Yaşatmayı Savunamamak

İnsan vicdanı çok evrimleşti ve farklılaştı. Son 20 yılda ten rengine göre ülkelere göre ve ülkeler içindeki farklı inanç, kültür ve kültürsüzlük mezhep, bölgesel ırksal değişiklikler gösteriyor vicdan. Bu saydıklarımızın ve sayamadıklarımızın ötesinde insanların tek buluşabilecekleri aynı üzüntüyü, sevinci adaleti sağlayabilecekleri insanlara verilmiş en güzel zenginlik insan olmakla insan kalmak ince ve keskin bir gercektir. İnsan olmakla insan kalmak toplumsal bir kültür bireyin kendine olan saygısı ve çekirdek aileden genele yayılan bir saygı sürecidir. Bir çocuğun ölüm sebebi ne olursa olsun eğer farklı tepki verebiliyorsak insan kalamadığımızı ve toplumsal kültürü oluşturamadığımızı gösterir yaşamak için öldür, güçlü olmak için zayıfların ölümüne sesiz kalmak masum halklar öldüğünde ülkelerinden öç aldığını düşünmek öldürülmüş insanların üzerinden ırkçı söylemlerde bulunmak ölenden taraf olmak yerine öldürenin yanında olmak toplumsal olarak bireyleri insanlıktan uzaklaştırıp makineleştirmektedir . Bireyden topluma dönüşmek yerine altyapısı olmayan kuralı, adaleti, fikri olmayan değersizleştirilmiş yapay toplumun egemenliğinde bireyleri baskı, zülüm, kaosla ekonomik ve cinayetlerle kendine kanalize edip yapay toplumu savunur hale getirmek insaları tarlaya saldıran çekirge sürüsüne döndürmüştür .Çekirgeler gibi tarlaya saldırıp ne varsa yok etmek kültürsüzlüğü hakim olmuştur. Birey topluma dönüşürken yaşadığı dünyadan başlayarak yaşadığı gezegenin devamını düşünerek hareket eder birey tek başına varlıktır. Ama diğer insanlarla, hayvanlarla, suyla, ağaçla, havayla ve doğadaki maddelerle yaşamak ve yaşatmak zorundadır ve bununda tek karşılığı yaşamaya ve yaşatmaya katkı sağlamakla mümkündür hiçbir varlık öldürerek, yok ederek yaşamını sürdüremez tüm canlılar sadece öldürmeye odaklandığında öldürülme sırası çevresindekilere ve kendisine gelir birey rahat yaşamak yaşamasını garantiye almak için güçten yana ya da kazanandan yana olarak idam etmeye çalışması aslında insanlığın tarih boyunca her şeyi geliştirirken kendini ve yaşam alanlarını geliştiremediğini gruplar halini alarak akıl ve araç gereç güçünü kullanarak yaşadığı sürece idam etmeye kendisini odaklamasından kaynaklanmaktadır. Bireyin bilmesi gereken şudur: Yaşadığı dünyada mutsuz canlılar varsa kendi mutluluğunu sürdürmesi imkansızdır. Eğer savaş olmasaydı kimse barış istemezdi, eğer canlılara ve doğaya yaşama alanları bıraksaydık birbirimizi yok etmeye de gerek kalmazdı. Oturduğumuz ev bile yaşayan tüm canlılara, doğaya saygı duyup eşit haklar ve alanlar sağlayabilirsek geçerliliğini ve devamını sağlayabilir. İnsan olmak, insan kalmak, vicdanlarda yaşamayı ,yaşatmayı savunmak için bireyden topluma, doğaya sahip çıkalım sevgilerle....

31 Mayıs 2016 Salı

MAVİ MAVİSİN MAVİYİZ

Bana rengimi sorma mavim,
Bana sevgimi sorma mavim.
Gözlerde mavim,
Denizde , gökyüzünde , kalemlerde , fırçalarda mavim
Tüm bedenim ruhumla mavim !
En iyi kuşlar ve balıklar tanır beni , mavimi
Sende beni düşünüp dokundukça bana mavisin.
Bana git dersen gider , kal dersen kalırım
Nereye gidersen git ay gibi peşinden gelirim
Elinle dokunacak kadar yakın , 
Arkanı dönüp yürüdüğünde gölgen olacak kadar uzağım.
Gece gündüz deniz toprak hava mavimin içinde
Nefes aldığında içindeyim mavim 
Sana bir sır vereyim mi ?
Mavi mavisin maviyiz!
Metin Algül

Yarın İçin Bir Adım: Umudun ve Sorumluluğun Geleceğin Manifestosu

  Ana Sayfa ÜYE GİRİŞİ ÜYE OLUN HABER EKONOMİ SAĞLIK BİLİM & TEKNOLOJİ KÖŞE YAZILARI MAGAZİN SPOR İLETİŞİM   Ana Sayfa     KÖŞE YAZILAR...